myriamfrancoiscerrah

Just another WordPress.com site

Archive for the ‘press’ Category

BBC radio 4 PM: myself and Dan Jones (The Sun) discussing that Sun front page aka halal hysteria

with 4 comments

Written by Myriam Francois

May 11, 2014 at 13:19

ZAMAN newspaper (Turkish) İslam Avrupa’ya yabancı bir din değil

with 5 comments

I was interviewed in Zaman newspaper on a variety of topics including Muslim integration and the place of Islam in Europe  – you can read the piece here in Turkish

 

Avrupa’da iyi eğitimli, üst-orta sınıfa mensup, içinde yetiştiği toplumla bağlarını koparmamış genç Müslümanların sayısında kayda değer bir artış var. Myriam François-Cerrah bu profilin dikkat çekici temsilcilerinden biri. Cerrah’ın söyledikleri ise ezberleri bozacak cinsten…
 

Avrupa’da İslam ve Müslümanlara dair tartışmaların seçim kampanyalarını etkilediği bir süreci geride bıraktık. Bu sırada ‘Avrupa ve İslam’ kelimelerinin çoğunlukla artan yabancı düşmanlığı ve İslamofobya ekseninde yan yana getirildiğine tanık olduk. Her ne kadar Endülüs’ten bu yana Avrupa’nın yerel bir unsuru olsa da, İslam’ın sadece göçmenler ve azınlıklarla ilişkilendirilerek değerlendirilmesi yaygın bir alışkanlık hâline geldi. Oysa Fransa’daki seçim kampanyalarının da işaret ettiği üzere İslam harici bir faktör olmaktan çıkıp Avrupa’da gündem belirleyen ve ‘Avrupalı’ kimliğinin oluşumuna katkıda bulunan önemli bir referans olmaya doğru ilerliyor. İslam sadece göçmenlerin, yabancıların temsil ettiği bir fenomen değil, Avrupalı Müslümanlar sayesinde içeriye ait, yerli bir bileşen artık. Bu tespitin izlerini, sayıları her geçen gün artan Avrupalı yerli Müslüman’ın varlığında da görebiliyoruz. Özellikle Batı Avrupa’da iyi eğitimli, üst-orta sınıfa mensup, içinde yetistigi toplumla bağlarını koparmamış genç Müslümanların sayısında kayda değer bir artış gözleniyor. Myriam François-Cerrah bu profilin dikkat çekici temsilcilerinden biri.

Fransız baba ve İrlandalı annenin kızı olarak 1983 yılında İngiltere’de dünyaya gelen François-Cerrah’ın genç yaşına rağmen çok renkli ve etkileyici bir öyküsü var. Soyadındaki ‘Cerrah’ı İngiltere’de yaşayan Türk asıllı eşinden alan Myriam, entelektüel bir ailede büyümüş. Anlattıklarına göre, yatırım bankacısı olan babası tarih ve felsefeye çok düşkün biridir. Annesi ise Marksist – feminist literatüre aşina bir öğretmen. Myriam, evdeki tartışmaların entelektüel gelişiminde büyük katkısı olduğunu, özellikle annesinin fikirlerinden çok etkilenerek yetiştiğini söylüyor. Gençlik döneminde tam bir Jean-Paul Sartre hayranı olan Myriam, onun hayatı ve fikirlerine hâlâ saygı duyduğunu belirtiyor.

Çocuk yaşta oyunculuğa başlayan Myriam François , Hollywood tecrübesi sonrasında eğitim hayatına devam eder. Cambridge Üniversitesi Sosyal ve Siyasal bilimler bölümünden mezun olduğunda 21 yaşındadır. Kültürel anlamda Katolik olarak yetiştirildiğini söyleyen Myriam, o dönemde şüpheci bir Hıristiyan olduğunu ve organize dinlere karşı güvensizlik duyduğunu anlatıyor. İslam’la ilgilenmesi Müslüman bir arkadaşıyla yaşadığı tartışma ertesinde başlamış. Arkadaşına fikirlerinin yanlışlığını gösterebilmek için Kur’an okumaya girişen Myriam, sonrasında daha açık bir zihinle onu anlamaya çalıştığını ifade ediyor. Fatiha süresinin başında, ilahi hitabın tüm insanlığa yönelmiş olması onu şaşkına çevirmiş.

Kur’an’ın dilini hem tanıdık hem de farklı bulduğunu, bazı taraflarıyla ona eski kutsal metinleri hatırlattığını ama bazen onlardan çok farklılaştığını söylüyor. Kur’an’ı okudukça Hıristiyanlık hakkındaki şüphelerinin netleştiğini fark eden Myriam, insanın kendi fiillerinin sorumluluğunu tek başına taşıyan varlık olarak tanımlandığını görünce aniden kendisini bir yetişkin gibi hissetmeye başladığını söylüyor. Myriam François, rölativizmin hüküm sürdüğü bir dünyada Kur’an’ın objektif ahlaki ilkeler ve referans çerçevesi sunmasının önemine işaret ederken onun mesajından nasıl etkilendiğini şu sözlerle ifade ediyor: “Felsefi konulara her zaman derin ilgisi olan biri olarak Kur’an’ın insanlığın bütün felsefi mirasının zirvesi olduğunu hissettim. Adeta Kant’ı, Hume’u, Sartre’ı ve Aristoteles’i birleştirmişti. Varoluşun derin sorularına bir şekilde adres gösteriyor ve onlardan en hayati olana ‘neden buradayız?’ sorusuna cevap veriyordu.”

Myriam François-Cerrah’ın Kur’an’ı anlama çabası ona hayatında yeni bir sayfa açar. Cambridge Üniversitesi’nden mezun olduğu yıl Müslüman olmaya karar verir. Pek çok arkadaşı onun bu kararıyla başka bir faza geçtiğini düşünür ve fazla hırpalanmadan dönmesini ümit eder. Myriam, arkadaşlarının bu seçimin aynı zamanda bu dünyaya ait, profan bir seçim olduğunu anlayamadıklarını söylüyor. Çünkü müslüman olmak bu dünyadan el etek çekmeyi gerektirmiyor. Bazı arkadaşları ise kararını anlayışla karşılar ve onu desteklemek için ellerinden geleni yapar. Çocukluk arkadaşlarının bir kısmı ile hâlen çok yakın olduğunu ve onlar sayesinde ilahî mesajın evrenselliğini gördüğünü söyleyen Myriam için, Müslüman olsun olmasın her insanın yaptığı iyi amellerde ilahî değerlerin ışıltısı var.

Hz. Muhammed’in (sas) kişiliğinde kendinden önce gelen Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. İbrahim gibi çok büyük vazifeyle görevlendirilmiş birini gördüğünü söyleyen Myriam, onun hakkında sahih bilgiye ulaşma konusunda sıkıntılar yaşamış. Başka tarihî şahsiyetlerin hayatı söz konusu olduğunda Batılı araştırmacıların uyguladığı ‘tarihî relativizm’ yönteminin Hz. Muhammed (sas) söz konusu olduğunda bilinçli şekilde, onun şahsiyetini küçümsemek adına ihmal edildiğini fark ediyor. O yüzden onun hayatı ve kişiliğini oryantalist iftiralardan arınmış şekilde hakiki olarak anlamak için çok çaba sarf etmiş.

Myriam François-Cerrah Müslüman olduktan sonra MEND adında Filistinli bir STK için çalışmak üzere bölgeye gitmiş ve ‘şiddet içermeyen sorun çözme teknikleri’ konusunda eğitimlere katılmış. 2005 yılında ise Ortadoğu politikaları konusunda yüksek lisans tezi için Amerika’ya Georgetown Üniversitesi’ne giriyor. Amerika’dayken dış ilişkiler konusunda pek çok makaleye imza attığı gibi Bassam Haddad’ın ‘Araplar ve Terörizm’ adlı belgeselinin yapımına katkıda bulunmuş. İngiltere’de yayımlanan ve genel yayın yönetmenliğini İngiliz muhtedi Sarah Joseph’in yaptığı İslami hayat tarzı dergisi ‘Emel’in eski editörlerinden biri olan Myriam, hâlen dergiye katkıda bulunan isimler arasında. Exeter Üniversitesi’nin Avrupa Müslüman Araştırmaları Merkezi tarafından hazırlanan ‘İslamofobya ve İslam karşıtı nefret suçları’ başlıklı çalışmasına bir bölüm yazan Cerrah, şu sıralar Oxford Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına devam ediyor.

Myriam François, kendi duruşunun, içinden çıktığı topluma ve kültürüne karşı bir reaksiyon ya da muhalefet olduğu kanısında değil. Bilakis bunu şimdiye dek biriktirdiklerinin takdire şayan olduğunun bir tür sağlaması gibi algılıyor. İlk zamanlar kendisini İngiltere’deki İslam toplumuyla özdeşleştirmekte zorlanmış. Pek çok caminin kendisine cazip gelmediğini ve bazı kurallar ve teşrifatın kafa karıştırıcı ve sıkıntı verici olduğunu itiraf ediyor. Bazı şeyleri çok garipsemiş, bazı tavırları ise çok karmaşık bulmuş. Dış görüntüye, haricî olana öze ait olandan fazla önem veriliyor oluşu onun için hâlen hayal kırıklığı olmayı sürdürüyor. Myriam, kendinden emin ve kendini iyi ifade edilebilen ve günümüz tartışmalarına katkıda bulunabilecek bir ‘İngiliz Müslüman Kimliği’ne çok ihtiyaç olduğu görüşünde: “İslam yabancı bir din değil, biz Müslüman olarak kendimizle irtibatımızın kesildiğini, kendi kimliğimizin izlerini kaybettiğini düşünmemeliyiz. İslam bize ait doğruların ve iyinin onaylanması, kötülerin ise düzeltilmesi anlamına geliyor.”

İslamofobya ile ilgili çalışmalara katılan Myriam, bu olgunun Avrupa’da yükselişte olmasını ekonomik sorunlara bağlıyor. Kriz dönemlerinde hem yabancı düşmanlığı hem de ayrımcılık vakalarının arttığına dikkat çeken Cerrah, araştırmaların son dönemde pek çok Avrupa ülkesinde İslam karşıtı tavırlarla birlikte anti-semitizm’in de yükselişte olduğunu gösterdiğinin altını çiziyor. İslamofobya’nın yabancı düşmanlığının bir parçası olduğunu düşünen Cerrah, Edward Said’e atıfta bulunarak, oryantalist müktesebatın, Batı’daki mevcut İslam algısını hâlen etkilemeye devam ettiğini ifade ediyor. Avrupa’da artan İslami görünürlüğün tetiklediği tartışmaların ülkeden ülkeye değiştiğini söyleyen Myriam, Fransa’da bunun büyük problem hâline gelmesini şöyle açıklıyor: “Fransa’da bütün vatandaşların Cumhuriyet yapısı içinde eriyeceğine dair mit, bunun büyük bir problem olarak algılanmasına sebep oluyor. Vatandaşlık nosyonu, eşitliğe işaret etmek üzere bütün farklılıkların silinmesi üzerine inşa ediliyor. Oysa gerçeklik böyle değil, bütün vatandaşlar farklı. Bu farklılıklar ortadan kaldırılamaz. Eşitsizlikler devam ettiği gibi vatandaşların topluma katılımı noktasında entegrasyon problemi ortaya çıkar.”

Bütün Avrupa ülkelerinde Müslümanların işsizlik, ayrımcılık, ırkçılık, düşük eğitim düzeyi gibi ortak problemleri olduğunu hatırlatıyor. Bunun yanında ülkeden ülkeye değişen problemler var. Mesela İngiltere’de başörtülü kadınları hemen her sektörde görebilirsiniz fakat Fransa’da bu durum nadirdir. Avrupa’da aşırı sağın yükselişi pek çok azınlık için ortak problem.

 Avrupa’daki anlatı, Hıristiyanlık ve Museviliğin modern Avrupa kimliğinin gelişiminde etkili olduğu yönünde. Myriam bu konuda hemfikir. Fakat “Hıristiyanlığın yahut Museviliğin paylaşıp da İslam’ın paylaşmadığı ne tür değerler vardır?” sorusunu sorarak ilave ediyor: “Onlar da bizim tarihimiz ve değerlerimiz cümlesindendir.”

Müslümanların, Avrupa kimliğini oluşturan değerler konusundaki tartışmada taraflardan biri olması gerektiğine inanıyor: “Bunun ötesinde ortak kültürümüzün iyi taraflarını muhafaza etme noktasında, toplumumuzun gelişimi için, hastalıklarımıza çözüm bulmak için Müslümanlar da katkı sunmalı.Daha iyi bir Avrupa, hatta daha iyi bir dünya için diğerleri arasında onların da sesine kulak verilmeli.”

Myriam Cerrah ‘İngiliz Müslüman kimliği’ne ısrarla vurgu yapıyor. Bunun tam olarak ne anlama geldiğini sorduğumuzda verdiği cevap şu: “Bir İngiliz olmak İngiliz tarihini, kültürünü bilmektir. İslam 7. yüzyıl Hicazi Arap kültürünü İngiliz kültürü ile değiştirmeyi gerektirmez. İslam’ın değerleriyle kendi farklı kültürlerimizi geliştirmek, arıtmak ve zenginleştirmek durumundayız. Müslüman olmak ‘yabancı’ olmak demek değildir. Bana göre İslam temas ettiği her kültürü en kâmil şekilde zenginleştiren ahlak ve değerler bütünüdür.”

Myriam François, soyadındaki ‘Cerrah’ı İngiltere’de yaşayan Türk asıllı eşinden almış. Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini belirtiyor. Her yıl eşinin memleketinin bulunduğu Karadeniz’e geldiklerini, özellikle Kaçgar dağlarında rafting ve trekking yapmaktan hoşlandığını anlatıyor. Türkiye siyasetiyle ilgili gözlemlerini ise şöyle ifade ediyor: “Türkiye hakkında biraz çalışmıştım. Bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi yolsuzluk önemli bir problem. Bunun yanında ordunun rolü ve son yarım yüzyılda politik alana yaptığı müdahaleler Türkiye’nin seçtiği demokratikleşme yolunda bir tehdit olmaya devam ediyor. Fakat Avrupa ekonomisi derin bir durgunluk yaşarken Türkiye’nin patlama yapıyor oluşu da dikkat çekici ve bu konuda Türkiye’den öğrenecek çok şeyimiz var.”

Sinema, idealleri yaymak için iyi bir imkân

Londra’nın Fransız muhitinde doğup büyüyen Myriam François-Cerrah’ın henüz 12 yaşındayken popüler bir Hollywood filminde rol alması onun hayat hikâyesinin  en ilginç ayrıntılarından biri. Myriam (o zamanki adıyla Emilie François) çocuk yaşlarında oyunculuğa merak salar.

Lokal bir tiyatro grubunda derslere devam ederken kendisine bir oyunun birkaç bölümünde rol alması teklif edilir. Bu şekilde başlayan oyunculuk macerası Hollywood filmlerine kadar uzanır. 1995 yılında Emma Thompson ve Kate Winslet’in başrol oynadığı gişe filmi ‘Sense and Sensibility’de çocuk oyuncu olarak kamera önüne geçer. 1997’de çekilen ‘Paws’ ve 2000’deki ‘New Years Day’ filmlerinde ise başrol oyuncularından biridir. Myriam François-Cerrah oyunculuğa ve o dönemki iş arkadaşlarına hâlâ büyük bir muhabbet ve saygı beslediğini söylüyor. Ona göre sinema, ideallerin yayılması için çok elverişli bir imkân sunuyor. Bu yüzden film sektörüyle ilgisini kesmeye niyetli değil. Kamera arkasında da olsa bu sektörde bir şeyler yapmaya devam etmek istiyor. Film endüstrisinde daha çok Müslümanı görmek umudunda olduğunu da özellikle vurguluyor.

 

 

Written by Myriam Francois

September 3, 2012 at 22:30

Mosaic of Muslim women interview

with 8 comments

This is an interview I did for the excellent Mosaic website, you can find the original article here

|1. What was the strongest thing that pulled you toward Islam?
I wouldn’t say I was pulled towards Islam, possibly quite the contrary. My engagement with Islam and its principles began on the basis of an instinctive hostility I felt towards it in the post 9/11 climate, and as a result of an education which tended to regard religion at best as a moral crutch and at worst as a dangerous delusion. I began talking and debating with Muslims on the basis that I felt I could help them overcome this lagging in development by rejecting what I then viewed as outmoded and archaic views. It wasn’t until I began to do some independent research into it, including into the life of Prophet Mohamed (saw), that my perspective began to shift and most specifically in my interaction with the Quran.

|2. How do you feel that your path to Islam has helped you be a better spokesperson for the religion?

I’m not sure I’m a ‘better’ anything to be honest, I’m grateful for all my life experiences. They’ve been pivotal in shaping me and I certainly regard sports and drama as very positive activities for all young people since they encourage self-confidence and public speaking skills.

|3. What led you to choose the Islamic movements in Morocco as the focus of your doctorate?

I have an interest in modern Islamic theorizing and the forces that shape it, whether consciously or not! Morocco fascinates me for a number of reasons. It’s a meeting of African, Arab and European influences. It has a long and rich history as an Islamic state, which long predates the contemporary modernist obsession with creating an Islamic state. It combines a strong Sufi tradition with a more recent literalist Salafi trend, Islamists and a king who is also “amir al muminin” – its a rich religious tapestry and yet still considered a hub of European tourism and a key Western ally. At the same time, it is a post-colonial developing nation struggling with corruption, poverty, illiteracy and negotiating an independent identity. On a more pragmatic note, it being a French speaking nation, it also meant I wouldn’t have to do ALL my research in Arabic. Need I say more…


|4. How do you feel that Muslim women are perceived in the UK?

Sadly not very positively – you don’t need me to tell you that – the overarching portrayal is passive, mindless, brainwashed victims who need freeing from oppressive husbands/practices/traditions – its a very reductive perception which I personally experience as a tiring wall of prejudice in my day to day. That said, it is far better in the UK than in France or Germany…

|5. What do you think we can do, as Muslim women, to improve the way we are perceived?

Get involved! Look beyond the comfort zone of the community and become an invaluable asset in the improvement of broader society – the reality I experience of Muslim women is generally far removed from the stereotype. It is a question now of interacting sufficiently with the public sphere for perceptions to shift.

|6. In one of your articles, you talk of how Islam has helped you see through the myth of modernism. In what ways do you feel this myth has affected Muslim’s women perception of Islam?

The myth of modernity affects all of us – it is rooted an evolutionary perception of history whereby humans are on a continual path of human progression – this means we view other societies and cultures as lagging behind not just our obvious technological advances, but also our current moral stances and abandonment of religion. It also holds a singular version of modernity rooted in Western historical experience to be Universalist in nature and assumes all other cultures are moving towards it. This therefore assumes that the dominant model of femininity, as epitomized by the women we find in the public sphere, represents the height of ‘modernity’, i.e. the highest level of human social and moral evolution.

|7. What advice would you give to a young Muslim woman who aspires to be successful in the media?

I’d say don’t aspire to be successful, for success’s sake, aspire to be true to your principles and to use any presence you may have to further good. Any industry has norms and expectations – it takes a strong person not to allow yourself to become shaped by the commercial drive, but rather to draw on your principles to help try and shape it. Whether your actions receive widespread public recognition or not, may not be a reflection of the worth of what you’re doing, so much as a reflection of the expectations of the field you’re operating in. Stay clear in what your objectives are and whom you’re trying to please…success is relative.

|8. Do you have any Muslim women role models?

Certainly, my good friend and mentor Sarah Joseph, OBE (emel). Dalia Mogahed (Gallup), Salma Yaqoob (RESPECT), and the women of the Arab revolutions, out there struggling and even dying for their principles. Historically, I’d say Aisha (rA), Fatima (rA) and Khadija (rA) are hugely inspirational models, as was Bilqis (the Queen of Sheba) and Rabia al Adawiya…

|9. Do you feel that young Muslim women suffer from a lack of role models?

Yes I do – where are the female scholars, the authorities and not just on women’s issues! I think there is a certain visibility of a particular model of Muslim woman in the public sphere, but we need much more diversity. This impedes young women’s ability to conceive of themselves as active in those spheres and means they conceive of men as the guardians of the faith and necessary gateways to a correct praxis. We don’t necessarily men to affirm our interpretations – if they’re grounded, reasoned and well justified, that is sufficient.

|10. What are you most proud of?

My kids, alhamdulillah, who actually inspire and challenge me more than many adults!
……………………………………………………….

Written by Myriam Francois

January 23, 2012 at 11:39

republika: Semula, Myriam Francois Cerrah Belajar Alquran untuk Serang Pendapat Temannya

leave a comment »

Written by Myriam Francois

April 20, 2011 at 15:21

emel: Leap of Faith

leave a comment »

Myriam Francois Cerrah

Myriam Francois Cerrah

Issue 77 February 2011

Myriam Francois Cerrah, Oxford University DPhil student in Middle East Politics, and regular contributor on current affairs, embraced Islam in 2003 aged 21

I embraced Islam after graduating from Cambridge. Prior to that I was a sceptical Catholic; a believer in God but with a mistrust of organised religion.

The Qur’an was pivotal for me. I first tried to approach it in anger, as part of an attempt to prove my Muslim friend wrong. Later I began reading it with a more open mind. The opening of Al Fatiha, with its address to the whole of mankind, psychologically stopped me in my tracks. It spoke of previous scriptures in a way which I both recognised, but also differed. It clarified many of the doubts I had about Christianity. It made me an adult as I suddenly realised that my destiny and my actions had consequences for which I alone would now be held responsible. In a world governed by relativism, it outlined objective moral truths and the foundation of morality. As someone who’d always had a keen interest in philosophy, the Qur’an felt like the culmination of all of this philosophical cogitation. It combined Kant, Hume, Sartre and Aristotle. It somehow managed to address and answer the deep philosophical questions posed over centuries of human existence and answer its most fundamental one, ‘why are we here?’

In the Prophet Muhammad, I recognised a man who was tasked with a momentous mission, like his predecessors, Moses, Jesus and Abraham. I had to pick apart much of the Orientalist libel surrounding him in order to obtain accurate information, since the historical relativism which people apply to some degree when studying other historical figures, is often completely absent, in what is a clear attempt to disparage his person.

I think many of my close friends thought I was going through another phase and would emerge from the other side unscathed, not realising that the change was much more profound. Some of my closest friends did their best to support me and understand my decisions. I have remained very close to some of my childhood friends and through them I recognise the universality of the Divine message, as God’s values shine through in the good deeds any human does, Muslim or not.

I have never seen my conversion as a ‘reaction’ against, or an opposition to my culture. In contrast, it was a validation of what I’ve always thought was praiseworthy, whilst being a guidance for areas in need of improvement. I also found many mosques not particularly welcoming and found the rules and protocol confusing and stressful. I did not immediately identify with the Muslim community. I found many things odd and many attitudes perplexing. The attention given to the outward over the inward continues to trouble me deeply.

There is a need for a confident, articulate British Muslim identity which can contribute to the discussions of our time. Islam is not meant to be an alien religion, we shouldn’t feel like we’ve lost all trace of ourselves. Islam is a validation of the good in us and a means to rectify the bad.

http://www.emel.com/article?id=81&a_id=2262

Written by Myriam Francois

February 17, 2011 at 23:11

Posted in all, press

Tagged with , ,

Maxi magazine; December 2010

leave a comment »

Written by Myriam Francois

December 22, 2010 at 11:36

Are Women’s Rights Really the Issue?

leave a comment »

Written by Myriam Francois

June 24, 2010 at 17:45